Biyografi

Van Gogh’u An(la)mak

Sanatın deha isimlerinden,derin etkiler bırakmış,çoğu kişi tarafından tanınan büyük bir ressam. İçindeki sevgiyi,hüznü,acıyı tuvaline tüm benliğiyle yansıtmış,sanat aşkıyla yanıp tutuşan bir şahsiyet. Vincent Willem Van Gogh!

Bugün 29 Temmuz. Van Gogh’un ölüm yıl dönümü. Onu bu günde anmak ve kendisini az da olsa anlamak için bu yazıyı yazma gereği duydum.

   Van Gogh ailesi

Vincent Van Gogh 30 Mayıs 1853’de Hollanda’nın Zundert adlı köyünde doğdu.Babası Theodorus Van Gogh sert bir ülke bakanı,annesi Anna Cornelia Carbentus ise bir sanatçıydı. Ailenin ikinci çocuğuydu. İlk çocuk (ayrıca onun da adı Vincent Van Gogh idi) tam bir yıl önce,aynı tarihte ölü doğmuştu. Neyse ki ardından sorunsuz bir şekilde bizim Vincent doğmuş ve onu üç kız ve iki erkek kardeş takip etmişti: Anna,Theo,Wil,Lies ve Car. Van Gogh ailesi derin dini ve sanat kökleri olan bir aileydi. Ancak ailede genel anlamda zeka sorunları yaşanıyordu. Theo yinelenen depresyonlar geçirmiş, kız kardeşi Will Van Gogh yıllarca sinir hastanesinde yatmak zorunda kalmıştı. Diğer erkek kardeşinin intihar etmiş olabileceğine dair deliller var. Vincent’in ölü doğan kardeşinin mezar taşının üstünde kendi adı ve doğum tarihinin yazması onu ruhsal açıdan çok etkilemişti. Kız kardeşi Lies, Vincent’in çocukken epey dalgın, iletişim sorunları olan, sakarca gezen ve kendisine dahi yabancı davrandığını söylemiştir.

Van Gogh 11 yaşındayken Zundert’deki köy okulundan alınıp, Zevenbergen’deki yatılı bir okula gönderildi. Yeni okulunda hiç mutlu değildi ancak ilkokulu bitirmeyi başardı. Zaman zaman çizimler yapıyordu. Ancak çizimleri özel,sanatsal bir yetenek göstermiyordu. Yani Vincent doğuştan yetenekli değildi.

        13 yaşına geldiğinde Tilburg’da ortaokula başladı. Özellikle yabancı dil dersleri iyiydi. Bilinmeyen bir sebeple(ailesinin maddi durumu nedeniyle de olabilir)okuldan ayrıldı. 16 yaşında amcasının yanında ulusal bir sanat şirketi için çalıştı. Bu zaman diliminde Vincent’in Fransızca,Almanca ve İngilizce diline hakim olduğunu söylemeyi unutmayalım. (İki yıl sonra ben de 16 olacağım lakin şu an yarım yamalak İngilizce ve Almanca biliyorum.  Bakın bu dramdır.)

1873 haziranında Groupil Galeri’ye gönderildi. Londra döneminde iken British Museum ve National Gallery gibi ünlü kurumları ziyaret etti. Burada taktir ettiği kişiler arasında köylü sınıfı tablolarıyla bilinen François Millet ve Fransız gerçekliliğin önde gelen ismi Jules Breton gibi köylü ressamlar vardı. Ayrıca Vincent müze rehberleri ve dergilerinden edebiyat ve şiire kadar her şeyi okudu. Yazarlardan ise Charles Dickens ve George Eliot’un eserlerini çok beğendi.

Vincent daha sonra öğretmenlik ve vaizlik yaptı. 1880’in sonbaharında kardeşi Theo’nun da önerisiyle sanatçı olmaya karar verdi. Vermiş olduğu bu karar sanat tarihini sonsuza kadar değiştirecekti.

Daha sonra Vincent, Jean-François Millet’in Travaux des champs, Charles Borgue’nin Cours de dessin gibi kitaplarından kendi başına ders almaya başladı. Kardeşi Theo bir sanat tüccarıydı ve Vincent’i maddi açıdan destekliyordu. Bir fabrika işçisinin maaşının yaklaşık iki katı kadarını ona yolluyordu. Vincent parasını temel ihtiyaçları yerine boyaya yatırıyordu. Kalan parasını kahve,ekmek ve absente harcıyordu. (Absent alkol oranı yüksek bir içkidir.)

Van Gogh zihnen ve bedenen sağlık sorunları yaşıyordu. Gün geçtikçe artan hastalığından dolayı saçmalıyor, hatta komaya girecek duruma geliyordu. Theo’ya yazmış olduğu mektupların çoğunda mide bulantısı, karın ağrıları kusma ve iştahsızlığa dair birçok sindirim rahatsızlıkları bulunuyordu. Anlayacağınız Vincent’in yaşamı sıradan ve sakin değildi. Hastalıkları peşini bırakmıyor, sürekli çalkalanmalar yaşıyordu.

               “Bana gelince sık sık tedirginim. Çünkü hayatımın yeterince sakin olmadığına inanıyorum. Tüm bu hayal kırıklıkları ,olumsuzluklar ,değişiklikler beni sanatsal kariyerimde ve doğal olarak gelişmemi engelliyor.”

Kardeşine yazdığı bir başka mektupta hiç durmadan çalışmaya kararlı olduğunu,şiddetli bir kriz sonucu resim yapma yetisini kaybedebileceğinden bunun çok önemli olduğunu söylüyordu. Neyse ki sağlık sorunları sanatına olan sevgisinin önüne geçemedi. Resim yapmaya 27 yaşında başlamış, ölümüne kadarki 10 yıllık süreçte yaklaşık 850-900 eser, 1100-1300 eskiz üretmiştir. Van Gogh sanatına o kadar aşıktı ki tüm ruhuyla resim yapıyor,renklerin ihtişamını, birbirine olan uyumunu tüm benliğiyle hissediyordu. Ne kadar çizerse çizsin ona yetmiyordu.

Van Gogh sanatın ve doğanın birbirinden ayrılmaz bir şekilde bağlı olduğunu düşünüyordu. Kırsal bir kesimde doğduğu için doğayla baş başaydı.  Tarlaları ve ormanları dolaşmaya çıkardı. Yaşadığı yer doğayla iç içe olmasını sağladı.Hiçbir yerde doğadaki kadar huzur, teselli ve ilham bulamadı. Doğa sevgisi eserlerine oldukça işlemiş, sanatında önemli bir yer tutmuştur.

         “Ben hissettiğim şeyleri boyamak ve boyayı hissetmek istiyorum”

Vincent’in aşk hayatı da hiçbir zaman yolunda gitmedi. 1872’de Coroline Haanebeek, 1873’te Eugénie Loyer,  1881’de  Vos Stricker tarafından değişik sebeplerden ötürü reddedildi. 1882’nin başında Sien Hoornik ile tanıştı. Sien, Vincent’in hem sevgilisi hem de modeli olmuştu. Ancak Van Gogh’un ailesi ve arkadaşları buna karşı çıktılar. Çünkü Sien eski bir

Sien Hoornik

fahişeydi. (Bu kelimeyi kullanmak istemiyordum.) Dahası hamileydi ve beş yaşında bir kızı vardı. Vincent onu ve çocuklarını alarak Haag’da kiralanmış bir atölyeye yerleşti. Theo, Vincent’in kararını halen onaylamıyordu ancak onu maddi açıdan desteklemeye devam ediyordu. Vincent bu konuda inatçıydı. Ama nihayetinde Sien ile olan ilişkisinin umduğu şekilde yürümeyeceğini fark etti. Bu yüzden ondan ayrıldı. Hayatında gerçek aşkı asla bulamayacağını anladı.

Vincent,Aralık 1883’de ailesi ile birlikte geri döndü. Başlangıçta evin arkasındaki küçük bir stüdyoda çalıştı. Ancak birkaç ay sonra köyün başka yerlerinde daha büyük bir alan kiraladı. Nuenen, köylü ressamı için ideal bir ortamdı. Van Gogh burada eskizlerinde ya da eserlerinde çiftçileri,kırsal kesimleri ele alıyordu.

Vincent’in ailesi, alışılmış şekilde davranmayı reddeden oğluyla yaşamayı zor buluyordu. Mart 1885’de babasının ölümünden kısa süre sonra Vincent, Van Gogh ailesinin evinden ayrıldı ve atölyesine taşınarak ilk eseri olan  Patates Yiyenler’i (The Potato Eaters) çalışmaya başladı.

The Potato Eaters

Vincent, 1886’nın sonunda habersiz bir şekilde kardeşinin yanına geldi.  Theo, Paris’teki Montmartre Bulvarı’ndaki Goupil sanat mağazacılarının yöneticisi idi. Kardeşine Claude Monet gibi tanınmış modern sanatçıların renkli çalışmalarını tanıttı. Van Gogh  Fernand Cormon‘un  stüdyosunda, Henri de Toulouse-Lautrec ve  Emile Bernard‘ın da bulunduğu yeni nesil sanatçıları tanımak zorundaydı. Tüm bu yeni izlenimler ve yeni insanlar Van Gogh’a ilham kaynağı oldu. The Potato Eaters’ın karanlık tonları The Hill of Montmartre with Stone Quarry’de olduğu gibi yerini daha hızlı bir biçimde,renklere bıraktı.

The Hill of Montmartre with Stone Quarry.

Vincent’ın çalışmaları Paris’te giderek modern sanattan etkileniyordu. Daha parlak renkler kullandı ve kısa fırça vuruşlarıyla kendi tarzını geliştirdi. Eserlerindeki temaları da değişmişti. Kırsal emekçiler (çiftçiler) yerini kafe ve bulvarlara bırakmış, Seine’deki kırsal bölgeye çiçekler can vermişti. Ayrıca portreler gibi daha ticari konulara çalıştı. Modeller pahalı olduğu için kendisini kullanıyordu. Paris’te büyük miktarda satılan Japon tahta parçalarında yeni bir ilham kaynağı keşfetti. Vincent ve Theo onları toplamaya başladı. Bu baskılardaki cesur çizgiler,kırpma,renk kontrastlarının etkisi eserlerinde yerini aldı.

Vincent, iki yıl sonra Paris’in çılgın şehir yaşamından yorulduğunu fark etti. Kırsal kesimin ve Fransa’nın güneyindeki Provence’de Japon sanatına dair aradığı çoğu şeyi bulabileceğini düşünüyordu. Gece ve gündüz süren tren yolculuğu ile, Rhone Nehri üzerindeki küçük bir kasaba olan  Arles’e 20 Şubat 1888’de geldi. Van Gogh, Arles’teki parlak ışık ve renklerden çok memnundu. Çiçek açan meyve bahçelerini, hasat toplayan işçileri çalışmaya heyecanla hazırlanıyordu.

                                                               The Harvest (Hasat)

Van Gogh, Arles’te Paul Gauguin ile tanıştı. Aralarında yaşanan şiddetli tartışma sonucunda hepimizin de duymuş olacağı olan  kulak kesme olayı yaşandı. Kestiği sol kulağını sargı içinde “Buyurun benden bir hatıra” diyerek Rachel adında bir kadına verdi. Bu durum Van Gogh’un bilinçdışı davranışının bir göstergesidir.

Daha sonra Vincent, Arles’e birkaç kilometre uzaklıktaki Remy akıl hastanesine götürüldü. Klinikte yeterince iyileştiğinde tekrar çalışmaya başladı. İyi günlerinde hastanenin duvarlarını boyadı ve dışarıda çalışmasına da izin verildi. Ancak Van Gogh’un zihinsel sağlığı sürekli dalgalanmaya devam ediyordu. Yağlı boya yediği bir günde resim yapması kısıtlanmıştı. Buna rağmen Van Gogh, Saint-Remy’de oldukça verimli bir yıl geçirmiş ve 150’ye yakın eser tamamlamıştır. İçlerinde benim de çok sevdiğim ve herkesin bildiğini düşündüğüm Yıldızlı Gece de var.

                                       Yıldızlı Gece (Starry Night)

Bu da benim Yıldızlı Gece’m. Bu tabloyu çizerken asıl esere fazla bakmadım. Alt alta gelince fark ettim ki pek benzemiyorlar. Baksaymışım daha iyi olurmuş.Sonra biraz daha dokunuş yapmam gerekecek. Fakat ben bir Van Gogh değilim. Onun dehasına, eserlerindeki dokunuşlara ne kadar yaklaşabilirim bilmiyorum.

 

Mayıs 1890’da Saint-Remy’deki hastaneden ayrıldı ve birçok sanatçının yaşadığı Auvers-sur-Oise’ye gitti. Auvers, Vincent’e ihtiyacı olan huzuru ve sessizliği sunarken, kardeşi Theo’yu ziyaret edebilmesi açısından Paris’e yakındı. Oradaki Doktor Paul Gachet, ona göz kulak olabilirdi. Hastalığı hakkında endişelenmeden bir oda seçip resimlere devam etmesi tavsiye edildi. Yaptığı resimler arasında Dr. Gachet’ın kendisi de vardı. Ölümünden sonra üne kavuşmuş olan tablo Vincent’in satılmış en pahalı tablosudur ve 82.5 milyon dolara satılmıştır.

Paul Gachet

27 Temmuz günü Van Gogh her zamanki gibi sabahları resim yapmaya dışarı çıktı. Yanında yüklü bir tabancası vardı ve  kendini göğsünden vurdu. Ancak mermi onu öldürmedi. Odasında kanamalı bir halde bulunmuştu. Van Gogh yakınlarda bir hastaneye götürüldü. 2 gün sonra,29 temmuz 1890’da kardeşi Theo’nun kolları arasında hayata gözlerini yumdu.

Son sözlerinde “Hiçbir zaman,hiçbir şeyi başaramayacağım” demiştir. Öldükten sonra arkasında yaklaşık 2200 ya da daha fazla eser bırakmış, sanat tarihini baştan sona değiştirmiş bir ressamdır o. Yanlış anlaşılmış, ezilmiş, başkaları tarafından yönlendirilmek zorunda kalmıştır. Hayatını,sanatına adamış bir dehadır. Yaşamı boyunca hastalıkları ile savaşmış, geç anlaşılmış bir şahsiyettir Vincent Van Gogh!

Ölümü üzerinden 127 yıl geçti. Onu anması kolay. Peki… Peki ya anlaması?

 

Kaynaklar: https://www.biography.com/people/vincent-van-gogh-9515695

https://www.vangoghmuseum.nl/en/vincents-life-and-work/van-goghs-life-1853-1890

Tuhaf Dergisi Haziran 2017  Sayı: 03

 

 

 

 

Belki hiçbir şey. Var olmakla meşgul...

16 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir